01 11 2017

GERÇEK BİR HAYATINIZ OLSUN İSTİYORSANIZ EĞER

GERÇEK BİR HAYATINIZ OLSUN İSTİYORSANIZ EĞER          Batıda konuşulan/yaşanılan İslam ile doğuda konuşulan/yaşanılan İslam aynımıdır. Genel geçer bir tasnif olduğu için, hiç hoşumuza gitmese de bu doğu-batı şeklindeki ayırt ediş biçimini kullanmak durumundayız. Bildiğiniz üzere, yaygın kabule göre batıdan kasıt gelişmiş, şehirleşmiş, modern yaşamın tesis edildiği yerler akla gelirken, doğu denince geri kalmış, köylülükten kurtulamamış, ilkel sayılabilecek koşulların yaşandığı yerler gelir akla. (mekânsal doğululuktan daha önemlisi zihinsel doğululuk olduğunu not düşerek devam edelim.)               Doğuda, kültürel ve geleneksel seviyede bile olsa din, hala yolda kalmışa yardım etmeyi, komşusu açken tok yatamamayı, yetimi yoksulu gözetmeyi emreder. Batıda, bırakın yolda kalanı, yanı başındaki evden haberin olmaz, yetimin yoksulun da esamesi bile okunmaz. Doğunun her hangi bir şehrinde senin yabancı olduğunu fark etsinler, hemen yaklaşır yardımcı olmaya çalışırlar. Yetinmeyip evlerinde ağırlama konusunda ısrarcı olurlar. Hiç olmazsa tuz-ekmek olsun babından ikramda bulunurlar. Ya batıda, bırakın yabancı olmayı tanış bile olsa evine buyur etmek babayiğit adam işidir. Velev ki ertesi gün tekrar görüşmeniz kaçınılmaz ise ‘‘yarın nerede buluşalım’’ diyerek, kibarca kendine yatacak bir yer bulman hatırlatılır. E nede olsa ‘‘büyük şehrin kahrı da zor’’. ‘‘Burada hayat çok meşakkatli’’, ‘‘burada işler öyle olmuyor işte’’ türünde klasik şablon bahaneler de hazırdır. Doğu ile batının karakteristik olarak din algısını birer kelime ile tanımlayacak olursak, batıyı bilgi, doğuyu eylem olarak tarif edebiliriz. Aslında bu yazının konusu, doğu-batı t... Devamı

05 10 2017

NEYE İNANMAK İSTİYORSAK ONA GÖRE SEBEPLER BULURUZ

NEYE İNANMAK İSTİYORSAK ONA GÖRE SEBEPLER BULURUZ               Dünyanın en zor işine yeltenmek fakat bu işin mahiyeti hakkında kapsamlı bir bilgi ve tecrübe sahip olamamak, işte esas meselemiz bu. Tam da bu noktada çakılıp kalıyoruz, ne yapmak istediğimiz işi becerebiliyoruz, ne de beceremediğimizi kabulleniyoruz. Dönüp dolaşıp başlangıç noktasına geri geliyoruz. Sürekli başa sarıyoruz ama her defasında daha da güçsüz ve umutsuz olarak.              Dünyanın en zor işi nedir mi? İnsan, yani insanlarla uğraşmak. Haksız mıyım? Hele de bir düşünce, bir dava uğruna uğraş ise söz konusu olan, zor ki ne zor. Her insanın, ayrı bir âlem olduğu gerçeği üzerinden baktığımızda, aslında durum gayet açık ve net değil mi. Bir arada bulunmak, birlikte yaşamak, bir başkasının kahrını çekmek günümüz insanı için artık dayanılası şeyler olmaktan çıktı. Lüzumsuzlar listesi yeniden güncellendi ve bu listede, içinde menfaat olmayan birlikteliklere artık yer yok. Yeni sloganımız ‘‘Ne kadar az insan o kadar çok huzur’’ bundan sonra böyle biline… Eş, çocuk, anne-baba ve en fazla kardeş, sonrası mı yok. ‘‘Mış’’ gibi yapsak da aslında yok, bu kadar yani, fazlası mı (menfaat yoksa) zarar dedik ya. Klasik sorularımızı soralım. İçinde yaşadığımız toplumda hal böyle iken, sözüm ona ‘‘tevhidi Müslüman’’, ‘‘bilinçli-kur’ani Müslüman’’ sıfatlı bizlerde durum çok mu farklı? Bizde birlikteliklerden kaçmıyor muyuz? Bizde kahır çekmekten bedel ödemekten uzak durmuyor muyuz? Bizim de kendi küçük çekirdek dünyamız, huzur kaynağım... Devamı

25 05 2017

TEVFİKE GİDEN YOL NEREDEN GEÇER

TEVFİKE GİDEN YOL NEREDEN GEÇER İnsan, akıl sahibi olması gereği, yaşamını içgüdüleri ile değil de aklederek, planlayarak sürdürür. Bu özelliği onu, diğer tüm canlılardan ayıran en önemli yönüdür.  Bu sayede bireysel ve toplumsal manada ilerlemesini sürdürebilmiş, yaşam kalitesi yükseltmeyi başarabilmiştir. Konu planlama olunca, plan ve programa en yoğun ihtiyaç duyulan alanlardan biri olan iş dünyasından bahsetmekte yarar vardır. Üretimden pazarlamaya, reklamdan son tüketiciye ulaşıncaya kadar ki her aşaması mutlak bir planlama ve buna bağlı programlarla ilerlemek zorundadır ki hedeflenen başarıya ulaşılabilinsin. İşin sonunda, hedefe ulaşılmış olunsa bile, sürekli daha iyi ve doğruya ulaşabilmek için yeni stratejiler ve planlamalarla çalışmalara devam edilmelidir. Eğer hedeflenen başarıya ulaşılamamışsa bunun iç ve dış sebepleri tekrar gözden geçirilir, aksaklıklar tespit edilir yada yeni bir plan ve program dahilinde yola devam edilir. Her halükarda planlamaya ve belirlenen programa uygun bir disiplinle çalışılmalıdır. Örneğin bir şey üreteceksek, bunu tüketecek bir hedef kitlemiz olmalı. Bir diğer deyişle tüketicinin ihtiyacı olan şeyi üretmemiz makul olandır. (Burada bu yazının konusu olmayan vahşi kapitalizmin önemli bir harekât tarzı olan, önce ihtiyaç oluştur, sonra da o ihtiyaca çare olan şeyi üret konusuna girmeyeceğiz, malumunuz o bambaşka bir konudur.)  Plan ve program yaparken atlamamamız gereken bir diğer konu da önceki tecrübelerden faydalanma konusudur.  Hem kendimizin, hem de başkalarının benzer durumlardaki tecrübeleri mutlaka göz önüne alınmalıdır ki aynı hatalar tekrar edip durmasın. Bu, hem maddi hem de manevi kayıplar demek olacağı için önemli bir konudur. Her iş i&... Devamı

18 04 2017

İSLAM, SALT BİR SİYASAL TEZ MİDİR?

17.04.2017 İSLAM, SALT BİR SİYASAL TEZ MİDİR?           Bir dönem, televizyon kanallarının haber bültenlerinde sıkça karşılaştığımız bir bölüm vardı. O bölümde kadrolu ya da değişken yorumculara günün olayları yorumlatılırdı. Olan biteni doğru(!) anlayamayacağına inanılan halka yardımcı(!) olmak için. Algı oluşturmaya yönelik yapılan diğer programlar ve yönlendirici haberler yetmiyormuş gibi birde toparlama babında günün yorumu yaptırılırdı, konunun uzmanlarına(!) ki meseleler çarçabuk anlaşılabilinsin. Bahsettiğim yorumcuları hatırlamama sebep olan şey, Müslüman kimliği ile tanınan bazı kişilerin başka işi-gücü, meselesi yokmuş gibi anlık politik yorumlar yapmaya çalışıyor olmalarıdır.  Kendilerini ana muhalefet partisi lideri yada sözcüsü yerine koyarak sergiledikleri bu eylemleri sebebi ile uyarılınca da çok ucuz bir refleksle, karşısındaki kişiyi iktidar partisi yandaşlığı ile ithama kalkışıyorlar. Ne siz kendinizi muhalefet partisi psikolojisine düşürün ne de sizi Allah rızası için uyaran kardeşinizi iktidar partisi taraftarı olmakla itham edin. Sizi uyaran kişiler, kardeşleriniz ve sadece sizin iyiliğinizi istemekteler. Siyasi bilinç sahibi olmak ile gündelik politik tartışmalara müdahil olmak arasındaki farkı fark etmeliyiz artık. Hoş, zaten bu farkı biliniyor ama ne hikmetse bir türlü politik analiz yeteneğimizi(!) sergilemekten vazgeçemiyoruz. Toplumun genel politik kanaatine aykırı çıkışlar beceriyor olmak hep cazip gelmiştir insanoğluna. Ancak, bunu muhalif düşünce üretiyoruz, özgün duruş sergiliyoruz edalarında yapıyor olmaları hiç gözden kaçmıyor bilinsin istiyorum, çünkü olmuyor. Farkında değilsiniz belki ama çok fazla politize oluyorsunuz. ... Devamı

23 03 2017

VAKİT, EVE DÖNME VAKTİ

  VAKİT, EVE DÖNME VAKTİ Toplum olarak, yolunda gitmeyen işlerimizden dolayı çokça şikâyet eder olduk. Hiç kimsenin, hiçbir işi yolunda gitmiyor sanki, herkes bundan dertli. Neden böyle diye sorunun sebeplerine bakacak olursak, bunların bizim dışımızda ve gücümüzün yetmediği faktörler olabildiği gibi, doğrudan bizden, duruşumuzdan, iş tutuşumuzdan kaynaklı iç sebeplerden olabildiğini de görmekteyiz. Aslında üzücü olan da işlerimizin yolunda gitmemesinin öncelikli sebeplerinin dış kaynaklı olmadığı durumlardır. Yani başımıza gelen olumsuzluklar genelde kendi elimizin eseridir diyebiliriz. Sonucu başarısız biten her iş ve oluş için, dış sebepler ve etkileri, o işin önemine binaen, gerçekleşmesi durumunda bundan hoşnut olmayacak ve menfaati zarar görecek olanlara göre değişkenlik arz edebilir. Ancak konumuz meselenin bu tarafı değil aslında. Biz iç sebeplere yani kendi elimizin ettiğine bakmalıyız. Çünkü bu zamana kadar sadece karşımızdakilerin duruşuna, iş tutuşuna göre hamleler geliştirdik. Dış şartlara göre vaziyet aldık. Bu nedenle de hedefe hiç ulaşamadık. Ya yolda kaldık, ya evrildik ya da vardık sandık ama daha yola bile koyulamadığımızı çok sonra fark ettik. Artık yeter, kendimize bakalım. Nerede hata yaptığımızı, neyi doğru anlayamadığımızı sorgulamalı ve neden doğru bir eylemsellik geliştiremediğimiz üzerine gereğince kafa yormalıyız.   Herhangi bir konuda, nasıl ki en sonda konuşacağımız bir şeyi en başta söylememiz doğru değilse, en sonda yapacağımız işi de en başta yapmamız ya da yapabilecekmiş gibi konuşmamız, öyle bir hava estirmemiz de hem kendimize hem de çevremize zarar verecek bir durumdur. İyi niyetli bile olsa kendimizi ve çevremizi kandırmış olacağımız bu durumun izahı asla motivasyon temini ile olarak aç... Devamı